Mahmut ERDEMİR

"Hayaller Hep Önden Gider…"

Çocukluğum,  Anadolu'da küçük bir kasabada geçti.

9-10 yaşlarında olduğum dönemlerdi; Ankara'da Hacettepe Üniversitesinde okuyan akrabamız Fatih abi, kasabamıza geldiğinde bize de uğrar, getirdiği kitapları verirdi.

Her akşam, gaz lambasının ışığında ben ve kardeşlerim sırasıyla o kitapları okur ev halkı da ilgiyle dinlerdi.

Genelde, Kemalettin Tuğcu, Ömer Seyfettin ve Reşat Nuri Güntekin'in eserleriydi okuduklarımız.

Kitapların etkisi olsa gerek; uyumadan önce hayaller kurardım.

Çocukluk işte...

Kimi zaman mazlum insanları zalimlerin elinden kurtarırdım, kimi zaman çocuklarının ve torunlarının huzurevine gelmesini bekleyen bir ninenin ziyaretçisi olurdum, elini öperdim.

Bazen kimsesiz çocuklarla arkadaş olur, onlarla oyunlar oynardım, bazen de Çanakkale'de savaşan Mehmetçiklere ekmek, su taşırdım.

Büyüdükçe hayallerim de değişti.

15 yaşıma geldiğimde; Milli takımı başarıdan başarıya götüren iyi bir golcü, mağdurların avukatı, kansere çare bulan bir doktor, köy okullarında çocukları yetiştiren bir öğretmen hayalleri kuruyordum artık.

Aradan geçen yıllarda yetiştiğim çevre ve ailemin durumu; ne okumama ne de hayallerini kurduğum meslekleri hayata geçirmeme müsaade etmedi.

Açıkçası; ne avukat, ne doktor ne futbolcu nede öğretmen oldum. Çocukluk hayallerim, gençlik hülyalarım gerçeklere yenik düştü...

Yirmili yaşlarıma geldiğimde ise anladım ki; bırakın dünyayı, Türkiye'yi kurtarmayı kendimle ilgili, geleceğime ilişkin düşüncelerimin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bile belli değildi...

Heveslerim kırılmıştı…

Babam, ilk okulu mezunu, fabrikada işçiydi.

Kim mesleğinde ustaysa, kim yeteneklerini iyi ve güzel işlerde kullanıyorsa onları çok severdi, konuşmalarında onlardan övgüyle söz ederdi.

Bana ve kardeşlerime hayata ilişkin konuşmalar yaparken de üzerine basa basa : "Sizi mutlu edeceğine inandığınız hayallerinizin peşinden cesaretle gidin.” derdi.

Askerlik dönüşü, hayallerimi, gerçek olduğunu sandığım ve beni içine hapsetmiş karanlık dehlizlerin elinden kurtarmaya karar verdim.

Çaresizlik içinde bilinmeyeni beklemek yerine, imkanlar dahilinde, kendime; tutarlı, gerçekleşebilir hedefler belirledim.

Önce, yarım kalan okulumu tamamladım.

Sonra; "Arzuhalci" olarak başladığım yazı yazma maceram, yerel ve ulusal yayın yapan gazetelerde dizi yazılar ve makalelerle devam etti. Türkiye'nin ekonomisine, siyasetine yön veren şahsiyetlerle yaptığım röportajlarım ilgi gördü.

Bağ-Kur'da memur oldum. İnsanlara, devlete hizmet etmenin manevi hazzını yaşadım.

Şimdi, Sosyal Güvenlik Kurumunda görev yapıyorum.

Çalışma hayatımın bana sağladıklarını; hangi olay ve kişilerden nasıl etkilendiğimi, hayata bakışımı kökten değiştiren etkenleri, edindiğim meslekleri, taşıdığım korku ve kaygıları da başka bir yazıda sizlerle paylaşmak isterim doğrusu.

Ancak burada belirtmek istediğim, bu yazıyı yazmama da neden olan konu; Hayal kurmanın hayatı projelendirmeye sağladığı katkıdır.

Ünlü bir heykeltıraşa öylesine muhteşem heykelleri nasıl yaptığını sormuşlar. O ise, heykelin işlenmemiş mermer bloğun içinde olduğunu hayal ettiğini, zaten orada duran şeyi açığa çıkarmak için fazlalıkları yonttuğunu söylemiş.

Hayatın her alanında büyük başarılar sağlamış bir çok insanın hayat hikayesini okudum. Şunu anladım ki, geleceğe umutla bakmak isteyenler ve kendisine tutarlı hedefler belirleyenler için hayal kurmak; karanlıkta ışığı görmek gibidir.

Size tavsiyem; Her tür kuşku, endişe, korku ve üzüntünüzü bir kenara bırakın. Kaç yaşında, hangi konumda ve hangi işte çalışıyor olursanız olun; herkesin bir şeyleri beklemeye ihtiyacı ve hakkı vardır.

Siz de, gelecekte nasıl bir dünya istiyorsanız önce hayal edin. Kendinizin ve ülkemizin güzel insanlarının daha iyi bir yaşam sürmesine vesile olacak tüm hayallerinizin gerçek olması dileğiyle...

Mahmut ERDEMİR