Mahmut ERDEMİR

"İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın"

Yıl 1998… Bağ-Kur’da memur olarak görev yapıyordum. Dünden kalan işlerimi tamamlamak için geldiğim bir Cumartesi günü, kardeşim telefon etti.

Sesi, heyecanlı olduğu kadar da üzüntülüydü.

“Dışkapı SSK Hastanesi acil bölümündeyiz.” dedi.

Olayı özetledi hemen “Babam bahçede ağaçları budarken sol baş parmağını kaza ile elektrikli testereyle kesmiş. Önce Çelebi Sağlık Ocağı’na oradan Keskin Devlet Hastanesine daha sonra Kırıkkale SSK Hastanesi’ne gelmişler.”

Derin bir nefes alarak devam etti: “Kırıkkale’de estetik dikiş yapamıyoruz diye bizi Ankara’ya gönderdiler. Üç saattir hastanedeyiz, özel hastaneye sevk yaptıramıyoruz. Acil, bir tanıdık bulmamız gerekiyor.”

Hastaneye gittiğimde, kan kaybından babam adeta baygın bir durumdaydı. Başkent Ankara’da  bir sağlık dramı yaşanıyordu…

Sizler de bilirsiniz, böylesi durumlarda aradığınız kimseye ulaşamazsınız. Kimi toplantıda, kimi izinli kimi de önemli bir iş görüşmesindedir.

Doktorla görüştüm, çaresizliğimizi anlattım ve rica minnet estetik cerrahın olduğu özel hastaneye sevki sağladık.

Babamın elindeki sevk kağıdında mühür basacak yer kalmamıştı; tarih imza mühür, tarih imza mühür…

Tüm bunları niye mi anlatıyorum?

Bir zamanlar, sen SSK’lısın, sen memursun, sen Bağ-Kur’lusun diye insanları üçe beşe ayıran bir sistem vardı. İşi olmayanın durumunu siz düşünün…

Muayene olmak bir dert, ilaç almak ise başka bir dertti.

Ki, bu durumu merhum, ünlü Şair Abddurhanim Karakoç;  “Tohdur Beg” isimli şiirinde şöyle resmediyordu:

Avrat yeğin sayrı benim karnım aç

Keyf için gelmedik bura tohdur beg

Fukara harcından yaz da bir ilaç

Olsun derdimize çare dohtur beg

 

 

 

 

 

 

                          …

Tama vatandaşık kardaşık tama

Bunca pahıl m’olur adam adama

Geldik ta sabahtan kaldık akşama

Yarına mümkün mü sıra dohtur beg

                             …

Memur gelir karşılarsın köşeden!

Zengin gelir kırılırsın neşeden

Öte kaçma bizim garip Eşe’den,

Bakıp boynundaki kire tohdur beğ

 

Neydi o günler…

Parası olmadığı için doğumda çocuğu ile rehin kalan anneler…

Sahte evrakla emekli olan SSK’lılar ve Bağ-Kurlular... Çifte maaş alan SSK’lılar, ölen yakınının kartını kullanmaya devam edenler...

Evli oldukları halde bekar görünüp babalarından maaş almayı sürdürenler...

Ameliyat yolsuzluklarında ise fıkra gibi vak’alara rastlanıyordu. Erkeğe doğum, kadına prostat, ölüye ameliyat, bir hastaya günde 200 şişe serum gibi...

Tedavi giderlerindeki vurgunun yaklaşık 500 trilyon olduğu tahmin ediliyordu.

Bunlara bir de usulsüz ihale ve alım satımlar, sahte faturalar, sahte reçeteler ve sahte hastalar eklendiğinde devletten “hortumlanan” para yılda bir katrilyonu geçiyordu.

Hele o maaş kuyruklarında düşüp ölen emeklilerimiz…

Aman Allah’ım kim ister böyle bir sonu.

Sosyal Güvenlik Reformunun tasarımı yapılırken, sigortalılıktan emekliliğe, sağlıktan emekli maaşlarına kadar var olan adaletsizlikler dikkate alınmıştı.

Bugün gelinen noktayı sizler de biliyorsunuz. Sosyal Güvenlik Kurumunun yeni yeni projeleri insanlarımızın hayatlarını kolaylaştırıyor.

Dergimizdeki haberleri takip edenler bilir, bir çok Sosyal Güvenlik Merkezinde emekli olmayı hak eden ancak başvuruda bulunacak bilgisi olmayanlara, “Gel emekli dilekçeni yaz.” diye davetler gidiyor.

Kapı zili çalıyor, açıyorsunuz karşınızda emekli maaşını getiren görevli.

Ne hastane kuyrukları ne de ilaç almak için 5-6 saat beklemenize gerek var. Telefonla randevu, e-reçete ile ilaçlarınızı istediğiniz eczaneden alıyorsunuz.

Bir zamanlar “sağlam adamı bile hasta eder” denilen sağlıktaki bürokratik işlemler de, milyarları bulan yolsuzluklar da Genel Sağlık Sigortası uygulamaları ile tarihin tozlu  raflarına kaldırıldı.

Şu bir gerçek ki; son yıllarda bilgi ve iletişim teknolojilerindeki yaşanan hızlı gelişmelere uyum sağlayan Sosyal Güvenlik Kurumu ile vatandaşlarımız arasındaki ilişki de yeni bir boyut kazandı.

Artık vatandaşlarımız mekan ve zaman gözetmeksizin, internet üzerinden bir “tık”la, oturduğu yerden hizmet alıyor.

e-Reçete ve Avuç İçi Damar Okuma Sistemi’nden sonra, Kurumun yeni uygulamaya koyduğu, 5502 SMS uygulaması ise; cep telefonu üzerinden ucuz, kolay, hızlı hizmetleri anında ilgiliye anında ulaştırıyor.

Dünya değişiyor ama Türkiye’de değişiyor.

Sosyal Güvenlik Kurumumda, vatandaşın hor görüldüğü, yok sayıldığı, bugün git yârin gel zihniyeti yok artık…

Ne var; insana saygı var.

Ne var; varlık gerekçesini vatandaşlarına hizmet etmek olarak tanımlayan, meşruiyetini bizzat halktan alan bir anlayış var artık.

Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye verdiği nasihatteki ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.’ sözü, genetik kodlarımızda var olan, ‘insan odaklı’ bir devlet düşüncesini ortaya koymaktadır aslında.

Bu bakış açısı ile, günümüzde; vatandaş odaklı hizmet anlayışını yaşam biçimi olarak algılayan ve tüm iş süreçlerini bu anlayışla biçimlendiren; bugünü analiz edip, yarını tasarlamaya ve şekillendirmeye odaklanmış kurumlar ancak başarılı olacaktır.

Mahmut ERDEMİR