Mahmut ERDEMİR

"Artık Başımızı Önümüze Eğmemiz Gerekmiyor"

Bağ-Kur İnşaat ve Emlak Daire Başkanlığı’nda görev yaptığım dönemde, bir süre “mutemetlik” yaptım.

Her aybaşı geldiğinde, servisimde görev yapan bir arkadaşımı da yanıma alıp, muhasebe servisine gidiyorduk. Başkanlık personelinin maaşlarını alıyoruz, büyük sarı zarfların içine koyup, başkanlığımıza götürüyorduk.

Hesabı tutturma adına biz paraları yeniden sayıp kontrol ederken, servis önünde de memur arkadaşlarımız sıraya girip beklemeye başlıyordu. 1980’li yılların sonuydu; bir maaş ödemesi gününde, Almanya’da çalışan, izinli olarak Ankara’da bulunan teyzemin oğlu Nuri geldi ziyaretime.

Nuri, “teyze oğlu maaş ödeme sistemi Almanya’da böyle yapılmıyor.” dedi. Cüzdanından çıkardığı bir kartı göstererek, kurumun çalışanlarına verdiği bu kartla, bankamatiklerden günün her hangi bir saatinde, gece-gündüz fark etmeden maaşlarını çektiklerini söyledi.

 Hatta birçok ödemenin ve havalenin de bu sistemle mümkün olduğunu belirtti. “Gavurun oğlu yapıyor işte” diye, Almanlara da bir övgü gönderdi. Şaşırmıştım, sistemi hayal bile edemiyordum.

Birkaç gün sonra, iş çıkışında, eve gitmek için bindiğim otobüste komşuma rastladım.

Koltuğunun altında, gazete kâğıdına sarılmış yeşil bir cam vardı. Camı göstererek, “Bu akşam, Fenerbahçe- Galatasaray maçı var, keyifli bir maç seyredeceğim” dedi.

Bu nasıl olacak dediğimde, komşum; “aldığım bu yeşil camı, televizyonun ekranına takacağım, siyah-beyaz görüntü yerine renkli seyredeceğim maçı” dedi.

 Daha sonra ben de aldım o yeşil camdan, gerçi tüm görüntüler yeşildi, ama olsun en azından siyah beyaz değildi.

 O yıllarda dünyada bir değişim rüzgarı esiyordu.

Türkiye’deki kurum ve kuruluşlar da bir yol ayrımına gelmişti. Kurum yöneticileri ya gözlerini kapatıp olayları görmemezlikten gelecekler ya da değişim ve gelişmenin kapılarını aralayacaklardı. Öyle de oldu, eski köye yeni adet mi gelecek, böyle gelmiş böyle gider mantığı ile düşünenlerin kurumları ya battı ya da küçülüp başka benzeri işleri yapanlarla birleştirildi.

Dünyadaki gelişmeleri yakından takip eden özel şirketler, holding ve az sayıdaki devlet kurumu yeniden yapılanmanın zorunluluğu gerçeğini kabul ettiler. Teknolojiye ve insana yatırım yapmaya başladılar.

Bugün geriye dönüp baktığımızda, Türkiye eski Türkiye değil. Sizin bu yazıyı okuduğunuz sırada, birlerce kişi cep telefonu ile konuşuyor, havada onlarca uçak trafiği var, hızlı tren uzak yolları yakın ediyor. Ne yeşil cam almanıza ne de iki televizyon kanalı ile yetinmenize gerek var.

Daha dün akşam, komşu teyze, Amerika’ya yerleşen oğlu ile internetten görüntülü konuştu, torununu sevdi. Diğer yandan, insan hak ve özgürlükleri, hukukun üstünlüğü ve demokratikleşme konusundaki gelişmeleri övgüye değer buluyorum.

Sosyal güvenlikte, sanayide, ticarette, bankacılıkta, adalette, kültürde, sanatta, sağlıkta, eğitim alanında ülkemizde gerçekten güzel şeyler oluyor. Gazetelerde, Sosyal Güvenlik Reformu’nun bir çok ülkeye model olduğu haberlerini okuduğunuzda siz heyecanlanmıyor musunuz?

Şu bir gerçek ki; geri kalmış bir ülke vatandaşının psikolojisi ile başımızı önümüze eğmemiz gerekmiyor artık.

Değişime karşı duruş sergileyenlere, bize neler oluyor diye endişelenenlere; bize gerçekten neler olduğunu bir de bu pencereden bakıp görmelerini öneririm.

Mahmut ERDEMİR